[-]
Arama

Mesajlarda Konu Başlıklarında

 

Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 
[ Tags: anlat | bana | kendini ]
Anlat Bana Kendini
16-01-2007 12:16 Anlat Bana Kendini
Admin
Administrators
*******

Mesajlar: 982
Katılım: Dec 2006
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 5

Cinsiyet: Undisclosed
Nerden:


MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla

Mesaj: #1
Anlat Bana Kendini




Gözleri görmeyen ünlü bir besteciydi. Yaşlıydı. Oldukça varlıklı sayılırdı. Yaşadığı o büyük kentte tanınmış bir genç ressamın sergisi açılmıştı.

Kör ve yaşlı besteci, dostu olan bir resim eleştirmenine, bu sergiye birlikte gitmelerini rica etti. Sergiden bir resim satın alacaktı. Bu resmi seçip salık vermesi için eleştirmenin yardımını istiyordu. Açılış günü, eleştirmenle birlikte sergiye gittiler.

Açılış günü olduğundan sergi kalabalıktı. Gazeteciler de vardı.

Kör besteci, resim eleştirmeninin kolunda sergi salonuna girdi. Tabloların önünde birikmiş, ressamın çevresinde toplanmış olanların meraklı bakışları yaşlı besteciye çevrildi. Hemen çevresini aldılar.

Gözleri görmeyen bir insanın, hele böyle ünlü birinin resim sergisini gezmesi, gazeteler için çok ilginç bir haber olurdu. Flaşlar çakmaya başladı. Gazeteciler, resim eleştirmeninin kolundaki bestecinin fotoğraflarını çekiyorlardı.

Gözleri görmeyen bir insana, resim sergisine hangi amaçla geldiğini doğrudan sormanın tedirgin ediciliğini düşünen gazeteciler, dolaylı yoldan sorular yönelttiler: Ressam dostu muydu? Dostu olduğu için mi sergisinin açılışına gelmişti?

Hayır, besteciyle ressam o güne dek hiç görüşmemişlerdi. Elbet, birbirlerini uzaktan tanıyorlardı.

Ressam, yaşlı besteciyi görür görmez yanına seğirtti, ona saygılarını sundu. Sergisine geldiği için büyük onur duyduğunu söyledi. Besteci de, sergisinden dolayı ressamı kutladı.

Gazeteciler de, sergideki meraklı sanatseverler de kör besteciyi soru yağmuruna tuttular. Doğrudan değil, dolaylı yoldan sorularla öğrenmek istedikleri şuydu: Görmediğine göre, sergiye gelmesinin nedeni neydi?

Besteci gülümseyerek sergiden bir tablo satın almak istediğini, gözleri görmediği için bu tabloyu eleştirmen dostunun seçip salık vereceğini söyledi.

Tabloların hepsi de büyük boyutlu soyut resimlerdi. Bu yüzden, değil gözleri görmeyene, gören bir insana bile anlatılması zordu. Ama yine de eleştirmen, her tablo önünde durarak, kolundaki besteciye o tablodaki denge, istifleme, renk uyumları ve karşıtlıkları ve uyandırdıkları izlenim üzerine açıklamalarda bulunmaya çalışıyordu.

Sonunda eleştirmen, besteci için bir tablo seçmiş, o da bu resmi satın almıştı. Gazeteciler, bu tabloyu birisine armağan için mi aldığını sordular. Hayır, armağan etmeyecekti, kendisi için satın almıştı.

Gazeteler ve dergiler bikaç hafta boyunca bir sanat olayı olarak bu haberi yorumlayarak yayımladılar. Görmeyen bestecinin tabloyu ne yapacağı, sanat çevrelerinin merak konusu oldu.

Besteciyi sevenler, görmeyen insanların evlerinde de gören insanların evlerinde olduğu gibi nasıl pek çok eşya varsa, bunların arasında bir tablonun bulunması da çok doğal diye düşünüyor ve görmeyen bestecinin tablo satın almasında bir doğaldışılık aranmaması gerektiğini söylüyorlardı. Bu görüşe katılmayanlarsa, bir tablonun görsel bir yapıt olduğunu, bu bakımdan görmeyen bir insanın tablo satın almasında bir özel amacı olması gerektiği düşüncesindeydiler.

Bir zaman sonra yaşlı ve kör bestecinin bir kadın sekreter aradığı duyuldu. Böyle ünlü ve çok değerli bir besteciye sekreter olmak isteyen pek çok kadın vardı. Başvurular başladı. Besteci, sekreterinde nasıl nitelikler arıyordu ve sekreterin görevi ne olacaktı? Besteci, sekreterinden isteklerini açıkladı. Sekreterin görevi, satın aldığı tabloyu besteciye anlatmaktı. Bundan başka hiçbir işi olmayacaktı. Bunu öğrenen sanat çevresinde, yeni yorumlar başladı. Besteci tabloyu görmediğine göre, bir görenden dinleyecekti. Seyredemediği tabloyu dinlemek istiyordu. Renkler, lekeler, çizgiler, denge, uyum, bileşke gibi tabloda her ne varsa, bunların hepsi de sese dönüşecek ve besteci bu göremediklerini sekreterinin ağzından dinleyecekti. Bestecinin ne istediği kesin olarak pek anlaşılmamıştı. Belki resmin, sese, söze, bir şarkıya dönüştürülerek kendisine aktarılmasını istiyordu.

Konu bu noktaya gelince basında tartışma yazıları bile çıkmaya başladı. Kimileri şöyle diyordu: Nasıl madde enerjiye dönüşebiliyorsa ve nasıl enerji, ısıya, ışığa, devinime dönüşerek nitelik değiştirebiliyorsa, sanat yapıtları da niteliklerini, türlerini değiştirebilirlerdi. Yani bir resim bir müziğe, bir müzik şiire, bir şiir yonuta dönüşebilir miydi? Buna evet ve hayır diyenler, olanaksız gibi görünüyorsa da gelecekte bunun da gerçekleşebileceğini savunanlar da vardı.

Besteci bütün bu yorumlara gerek olmadığını söyledi. Onun isteği çok açıktı. O, tabloya bakıp orda ne görüyorsa onları kendisine anlatacak bir kadın aramaktaydı. Besteci, ne zaman canı isterse, sekreterinin tabloyu anlatmasını dinleyecekti. Kimileyin günde üç kez, kimileyin üç günde, üç ayda bir kez dinlemek isteyebilirdi. Günün hangi saatinde dinlemek isteyeceği de belli değildi. Bu, ruh haline bağlıydı. Gece yarısından sonra, sabaha karşı, akşamüzeri, gün ortası, yani belirsiz zamanlarda tablonun anlatılmasını canı isteyebilirdi. Bunun dışında bir tek koşulu vardı: anlatıcı kadının sesi, söyleşisi, anlatışı kendisine güzel gelmeliydi.

Başvuruların çok olmasının nedeni, sekretere ödenecek ücretin salt yüksek oluşu değildi. Değerli bir bestecinin yakınında, yanında olmayı isteyen pek çok kadın vardı. Böyle bir iş için gönüllüler de çoktu.

Kör ve yaşlı besteci, sekreterlik için ilk istekliyi odasına aldı. Tablo duvarda asılıydı. Geniş çalışma odasında, besteciyle kadından başka kimse yoktu. Kadın önce kimliğini, özgeçmişini, öğrenim durumunu anlatırken besteci,

--Bunların bana gereği yok, zahmet etmeyin, dedi, siz lütfen tabloya bakın ve bana anlatın tabloyu…

Sanat tarihi öğrenimi yapmış kadın, yakından bakıp tabloyu inceledikten sonra anlatmaya başladı:

--Yüzyirmiye ikiyüz boyutunda tuval üzerine yağlıboya bir tablo… Yeni dışavurumcu akımdan bir resim olduğunu söyleyebilirim. Özgün bir yapıt olduğu belli. Bu soyut resimde, düz ve koyu renk fontları üzerinde sürekli ve güçlü bir devinim göze çarpıyor. Bu akımdan ressamı…

Resimden anladığı açıklamasından belli olan kadın daha pek çok şeyler söyleyecekti ama kör besteci, teşekkür edip yorulmamasını söyledi. Sonucu bir mektupla kadına bildirecekti.

Başka bir sekreter adayı bestecinin yanına geldi. Güzel Sanatlardan diplomalı bir ressam olduğunu söyledikten sonra duvardaki tabloyu anlattı.

--(…..) Bu tabloda, çağdaş insanın temel çelişkileri resimsel öğelerle izleyiciye yüreklice ve net bir görüşle sunuluyor. Coşkulu renkler ve dokular resme egemen. Özellikle resmin merkezine doğru kompozisyon dinginleşiyor ve artık yanan kırmızıdaki dinamizme yer verilmiyor.

Bu adayında yorulmasına gönlü yatmadığından teşekkür edip onu da gönderdi.

Sonraki sekreter adayı çok güzel bir genç kızdı. Besteci kızın güzelliğini görmüyor, ama sesinden gençliğini anlıyordu. Güzel genç kız da tabloyu anlattı:

--(…..) Hem yalın, hem karmaşık nesnelerle bu resmin kendine özgü çelişkiler dengesi, resmin tüm kuralları ustaca yerine getirilerek kurulmuş. Özellikle soldaki sarmal biçimlemelerle lekeci anlayış…

Besteci kızın sözünü kesip anladığını söyledi. Ona da sonuç mektupla bildirilecekti.

O gün dört sekreter adayını daha dinledi. Ertesi gün de aday hanımlar besteciye tabloyu anlattılar:

--Ressam bu tablosunda, günümüz insanı olarak karşıtlıklar karşısında bulunduğunun bilincinde olduğunu gösteriyor. Siyahın karşısında beyaz, negatifin karşısında pozitif, kuzey karşısında güney, doğunun karşısında batı, dünün karşısında bugün…

--(…..) Biçimler ve renklerle, bireysellikle toplumsal tasarılarını bütünleştirip izleyiciye duyuran…
--(…..) Ressamın duyarlı anlatımında imge, izlem, simge, somutun en arınmışında somutlaşıyor.

Görmeyen yaşlı besteci, iki hafta boyunca kendisine o tabloyu anlatan kültürlü, sanatsever ve resimden anlayan kadınları dinledi. Hepsine aynı yanıtı veriyordu. Bütün adayları dinledikten sonra seçimi yapacak ve sonucu kendilerine bildirecekti.

Aradığını bulmaktan gittikçe umudu kesilmekteydi. Hatta bu son kertede kültürlü ve bilgili kadınları dinlemekten vazgeçmek üzereydi. İyice yorulmuşken, sesinden genç olduğunu anladığı bir adayı daha dinledi. Bu genç kadın konuşurken, ağzından çıkan sözcükler, sözcüklerle tanımı yapılamayan, açıklanamayan anlamlar kazanmaktaydı.

--Merbaba, demişti odaya girince.

Tek sözcükle: Merhaba! Bu ‘’merhaba’’ hiçbir sözlükte karşılığı bulunmayan anlamlar taşıyordu.

Sekreterlik için başvurduğunu söyledi. Besteci, ressam yada sanat tarihçisi olup olmadığını sordu. İkisi de değildi. Sözcüklere yeni yeni, hatta bilinmeyen anlamlarda yükleyerek konuştu:

--Sergilere giderim, ama bir uzman değilim. Gördüğüm bişeyi görmeyen birine anlatabileceğimi sanıyorum.

Besteci, tabloyu anlatmasını istedi. Genç kadın kısa bir süre durduktan sonra,
--Bağışlayın, dedi, anlatırken elinizi tutabilir miyim.
Besteci,
--Elbetle, ama niçin? Dedi.
--Tabloda gördüklerimi size daha iyi iletebilirim de ondan…

Genç kadın, bestecinin bir elini iki eli arasına alarak,
--Ne anlatmamı istiyorsunuz? Dedi.
--Tabloyu…
--Ama tabloda size neleri anlatmamı istersiniz? Çünkü, neleri görmek istersek, önceden neleri görmeye hazırlıklıysak ancak onları görebiliriz de…

Besteci,
--Duyarken öyleyizdir, dedi, ancak duymak istediklerimizi, önceden duymaya hazırlıklı olduklarımızı duyarız.
--Çok doğru… Aynı yere bakanlar, ayrı şeyleri görüyorlar.

Bu iletkenin elektrik akımını geçirmesi gibi, genç kadının bestecinin elini tutan ellerinin ısısı da sözlerinin iletkeni olmuştu. Bu değiniyle besteci, genç kadının dahaca söze dönüşmeyen düşüncelerini de anlıyordu.
--Siz tabloda neler görüyorsanız, yani neleri görmek istiyorsanız, onları anlatın… dedi besteci.

Genç kadın besteciye yeşili anlattı; dünyadaki yeşillerin hepsini, tüm yeşilleri… Yeşil sözcüğünü çok duymuştu besteci, ama ona o güne dek yeşili böyle bir anlatan olmamıştı. Öyle anlattı ki genç kadın, kör besteci yeşili gördü.

Yanılmak istemiyordu besteci. Anlatıcıyı bikaç kez daha denemek istiyordu. Ertesi gün yine gelip tabloyu anlatmasını rica etti. Genç kadın, ertesi gün sözleştikleri saatte geldiğinde besteci bahçedeydi. Genç kadın,
--İsterseniz burada anlatayım… dedi.

Tabloyu görmeden mi anlatacaktı? Besteci göremediği tabloyu öğrenmek istediğine göre anlatıcı da tabloyu görmeden anlatabilirdi. Dün de tabloda yeşili anlatırken gözlerini yumduğunu söyledi.

Genç kadın bu kez de, görmediği tablodaki maviyi anlattı; dünyadaki mavilerin hepsini, tüm mavileri… Mavi sözcüğünü çok duymuştu besteci, ama ona o güne dek maviyi böyle bir anlatan olmamıştı. Öyle anlattı ki, kör besteci maviyi gördü.

Besteci, genç kadından sekreterliğini kabul etmesini rica etti. Genç kadın da sevindiğini söyledi. Sonra eve girdiler, salonda çay içiyorlardı. Besteci, tabloyu bir daha anlatmasını istedi. Genç kadın bu kez denizi anlattı. Görmediği tablodaki denizi öyle anlattı ki, besteci denizin yumuşacık dalgalarının sesini duydu.

Ertesi gün pembeyi anlattı. Öyle anlattı ki, besteci pembenin sesini duydu ve o gece ormanı anlattı. Öyle anlattı ki besteci ormanın uğultusunu duydu.

Görmeyen yaşlı besteciyle anlatıcısı her zaman, her yerde birlikteydiler. Nerde, ne zaman anlatılmasını isterse, anlatıcı genç kadın ona tablodan görmek istediği şeyleri, gözlerini yumarak anlatıyordu: Gökyüzünü, sarıyı, bulutları, moru, kumsalları, papatyaları ve her şeyi…

Besteci, eli elindeki anlatıcısına bigün neden gözlerini yumarak anlattığını sordu.
--Görmek istediklerimizi, onlara bakmadan, daha iyi görüyoruz da ondan… Tıpkı sizin görmediklerinizi, benim aracılığımla görmek istemeniz gibi…

Genç kadının, bestecinin görmeyi istediklerini anlatması için tablo gereksizdi belki de… Anlatıcı böyle düşünmüyordu. Tablo olmasa neyi anlatacaktı? Bestecinin tabloda görmek istediklerini anlatıyordu. Tablo, anlatının aracıydı.

Besteci bigün genç kadına bu gizini, yani değişik anlatımlar istediğini nasıl bulguladığını sordu. Her zaman aynı şeyleri yineleyerek anlatan da, dinleyen de bıkardı. Kaldı ki, aynı tabloda bile olsa her zaman aynı şeyleri görmüyorduk.

Görmeyen yaşlı besteci mutluydu. Ne zaman isterse, genç kadından tabloyu anlatmasını istiyor ve o da, kör besteciyi neyi görmek istiyorsa onu anlatıyordu.

Bigün yaşlı besteci tabloda genç kadını görmek istediğini söyledi. Yani anlatıcı kadın kendini anlatacaktı. Genç kadın ilk kez bestecinin isteğine karşı koydu. Her istediğini anlatabilirdi, ama kendini anlatmak istemiyordu.
--Niçin? Diye sordu besteci.
--Çünkü, dedi kadın, o tabloda kendimi görmüyorum.
--Anlatırken nasıl olsa tabloya bakmıyorsun ki…
--Ama yine de tabloda görmek istediklerimi anlatıyorum. Oysa kendimi senin olmamı istediğin gibi göremem. Çünkü bunu anlatırsam…

Sözünü bitirmeden sustu.

Çünkü, kendisini anlatırsa, nasıl anlatacaktı? Olduğu gibi bütün gerçekliğiyle mi, nasılsa öyle mi? Yoksa kör bestecinin olmasını istediği gibi mi? Kendisini, kör bestecinin olmasını istediği anlatırsa sahtecilik yapmış, yalan söylemiş olacaktı. Bestecinin istediği gibi değil de, kendisi nasılsa öyle, yani olduğu gibi anlatırsa, o zaman da besteci o denli ağır düşkırıklığına uğrayacaktı ki, bundan sonra tabloyu bir daha hiç anlattırmayacaktı, ilişkisini kesecekti.

Besteci için, genç kadının kendisini anlatması dayanılmaz bir tutku olmuştu. Öyle üsteledi ki, sonunda genç kadın besteciye kendini anlattı. Besteci, genç kadının avucundan elini çekti. Yaşamının en büyük acısını duydu. Bu acı büyüyüp çoğalarak ölümüne dek sürecekti.

Bu onların son buluşmaları oldu. Ne besteci bir daha genç kadının tabloyu anlatmasını istedi, ne de genç kadın bir daha tabloyu anlatmaya geldi.
Aziz NESİN


İmkansız, bu dünyayi değistirebilecek gücü içlerinde
kesfetmek yerine, kendilerine sunulan dünyada yasamayı daha kolay bulan, küçük insanların ortaya attigi büyük bir kelimedir. İmkansiz bir gerçeklik degil, bir görüstür. İmkansız bir iddia degil, meydan okumadir. İmkansiz potansiyeldir.Geçicidir. İmkansiz yoktur
16-01-2007 12:16
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
17-04-2007 10:45 Cvp: Anlat Bana Kendini
boss34
Moderatör Patronu
***

Mesajlar: 255
Katılım: Apr 2007
Statü: Çevrimdışı
Karma Puanı: 0

Cinsiyet: Erkek
Nerden: izmir


MSN araciligi ile mesaj yolla Yahoo araciligi ile mesaj yolla ICQ araciligi ile mesaj yolla AIM araciligi ile mesaj yolla

Mesaj: #2
Cvp: Anlat Bana Kendini




hoş bir hikayeCool:cool:


-----BOSS'UN İMZASI-----
17-04-2007 10:45
Bu kullanıcının gönderdiği mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme  Konuyu Gönder 


Yazdırılabilir Bir Versiyona Bak
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Abone Ol | Konuyu Favorilerine Ekle

Foruma Git:

İletişim - OzgurForum Forum Siteleri - En Üste Dön - Konulara Dön - Arşiv - RSS
Türkçe Çeviri: MyBB
Kodlayanlar MyBB | Telif Hakkı © 2002-2008 MyBB Group
Tasarım: AoRGuN


Search Engine Optimization by SpiceFuse
Forum Siteleri|

SiteMap SiteMap SiteMap