Şu anda dünyada kaç yerde kaç savaş var bilmiyoruz. Katliamlar, kırımlar
o denli olağanlaştı ki haber değerleri yok. Olsa da haber şirketlerinin gündeminde değil. Kongo'da seçimler olmasına rağmen iç savaşın devam ettiğini kaçımız biliyor? Darfur'da neler oluyor? Belki çoğumuz için önce Darfur neresi diye sormak daha geçerli. Doğu Timor'da çatışmalar devam ediyor. Sri Lanka'da da.
Doğu Türkistan, Çin yayılmacılığı altında ezilip gidiyor, yıllardır tek bir satır yok.
Afganistan'dan, Irak'dan, katliam, işkence haberlerine alıştık, alıştırıldık.
Eskiden İdi Amin gibi despotlarla ilgilenilir, kendi halkını kıran, aç bırakan, her tür muhalefeti zindanlara atanlara karşı, dünya kamuoyunun vicdanı sızlar, ah ne yapalım diye çırpınılır, yürüyüşler, boykotlar düzenlenirdi. Günümüze Asya'nın, Afrika'nın yarısı belki dikta rejimleriyle yönetiliyor.
İlgilenemiyoruz. Açlık, hastalık ve savaşlar yanında zorbalar solda sıfır kalıyor.
Tepki gösteren toplumlar yerine haber tüketenlerin dünyasında yaşar olduk, istisnalar ancak Irak gibi çığrından çıkartılan ülkelerde yaşayan insanlar.
Kuzey Amerika ve Avrupa, göçe karşı duvar çekiyor. Göçmen politikalarının insanileşmesi yerine göçmen polisi güçleniyor. Batılı insan, evinden dışarı korkarak adım atıyor. Metroya, otobüse bindiğinde Arap görünümlü koyu tenli yabancıdan terörist midir diye şüpheleniyor. Araba benzettiği gencin şüpheli davranışlarından tedirgin olan Londra polisi masum Brezilyalıyı öldürüyor. Yeni ırkçılıkta tek rahat eden zenciler olmalı. Bir yandan Arap korkusu, zencilerin aşağılanmasına ağır basarken, özellikle ABD'li zenciler yeni düşmana karşı ezikliklerini telafi ediyor.
Asyalılar, kendi âlemlerinde çağdaş barbarlığımızdan uzak durur, kültürlerinin üstünlük kompleksi şovenizminde kendilerini avuturken, zenginlik ve yoksulluk dehşetinin alışageldikleri dengesizliğinde yollarına devam ediyorlar. Afrika deyince, söze gerek yok. Kıtanın adını telaffuz etmek, dehşeti, çaresizliğimizi çağrıştırmaya yeterli. Bir tek, ABD'nin arka bahçesinde olmasına rağmen bağımsızlaşan, diktatörlüklerden, askeri rejimlerden kurtulan, Güney Amerika nefes alıyor. O da
Ortadoğu batağında saplanıp kalan Washington'un sıkıştığı seçeneksizlikten.
Bu gidişle kendi ülkelerimize, kıtalarımıza kapanıp kalacağız.
Japonya örneği Batı'nın gözünde tütüyor olmalı.
ABD'den sonra dünyanın en büyük ekonomisi (Çin dahil diğer Asya ülkelerinin toplamının iki misli) olmasına rağmen, kendisini vebadan korur gibi, ülkesini yabancılara kapattı. Nüfusu da yaşlanan bu ülkenin emekçileri robotlar. Tek bir işçinin çalışmadığı fabrikalara çok kalmadı.
Tarihe baktığımızda, çaresiz görünen kaotik dönemler üzerine yükselmiş, astığım astık, kestiğim kestik imparatorluklarla diktatörler. Ticaret yollarında güvenlik sağlansın diye zapturat altına almışlar kervanların geçtikleri topraklarla, gemilerinin yelken açtıkları denizleri. Ezilenlerin umutsuzluğunu seferber etmişler totaliter güçler peşinde.
Umutsuzluğun, açlığın, korkunun kol gezdiği dönemlerde sığınmışız sırtımıza binen imparatorluklara. Çaresizliğimiz, diktatörlerin davetiyesi olmuş. Tarih boyunca içimize inim inim işlenen, işletilen çaresizliğimiz olmuş, düzen uğruna bizi özgürlüklerimizden vazgeçiren.
Bezecek miyiz?
Eli kulağında mı yeni dünya imparatorluklarıyla diktatörler?
Bu yazıda yazılanları tekrarlamakla yetinir, dünya çapında sari bir hastalığa yakalanmış gibi ah başımıza neler neler geldi diye dövünmemizi, bükemediğimiz eli öpmeyi sürdürersek, evet!