Fırtınayı Beklerken .. / National Geographic Türkiye
Suaygırları, aslanlar ve filler, Zambiya'nın saklı vadisinde, Luangwa Nehri'nin mevsimsel ritimleriyle uyum içinde yaşıyor.
Güney Afrika'nın üzerine baraj kurulmamış son büyük ırmaklarından biri olan Luangwa, içinden kıvrıla büküle geçip gittiği vadinin yaşam kaynağı ve koruyucusu. Suaygırları, filler, zürafalar, aslanlar, leoparlar, mandalar ve daha başka pek çok canlı türü, 800 kilometre uzunluğundaki bu ırmağın suladığı, savan ve koruluklardan oluşan 50.000 kilometrekarelik bir alanda yaşam buluyor. Burada nadir görülen bir şey varsa, o da insanlar. Bunun nedenlerinden biri, Luangwa'nın yıllık taşkın dönemi. Yağmur mevsiminde ırmak, toprağı yeniden yaratıyor. Diz boyunu aşmayan bir dereden, bulanık kahverengi bir sele dönüşüp, kendine yeni kanallar oyuyor; çevre ovalara ve koruluklara yayılıp, doğu Zambiya'daki bu geniş vadiyi yılın yarısında geçit vermez kılıyor. Yılın diğer yarısında ise sular, geride yeniden yaşam bulacak bir manzara bırakıp çekiliyor. Ekim sonlarında ise hayvanların otladığı bu taşkın ovalarında sadece ekin sapları kalıyor ve sıcak rüzgârlar, pudra gibi incelmiş gevşek toprakta toz fırtınaları koparıyor. Günbatımında suaygırları ırmaktan geriye kalan son gölcüklerden çıkıp, yiyecek bulmak üzere çalılıkların karanlığına karışıyor. Bazıları yiyecek için kilometrelerce yürüyor ve birçoğu da bu zor mevsimde ölüp gidiyor. Bir sabah küçük bir suaygırının ölü bedeni ırmakta sürükleniyor. Dişi suaygırları ona yaklaşıp burunları ile yokluyor, derisini yalıyor, sonra uzaklaşıyor... Mevsimler vadinin yaban hayatına acımasız davranıyor olabilir; ancak insanların acımasızlığının boyutları hâlâ çok daha büyük. Avcılık, geçmişte suaygırı ve fil popülasyonları nda büyük düşüşlere yol açmış olsa da, günümüzde her iki türün de sayısı artmış durumda. Kasım ayında karanlık yağmur bulutları bir araya toplanıp büyüyor ve gökyüzü gece boyunca gürleyip duruyor. Bir öğle sonrasında, sert bir rüzgâr yaklaşan şiddetli yağmurun toprak kokusunu getiriyor. Soğuk gri bir perde gibi her yanı kaplayan yağmur, toprağı süpürüyor. Neredeyse bir gecede topraktan yeşil filizler fışkırıyor. Çıplak Mopani korulukları, taze yaprakları ile pembe ışıltılar saçıyor. Akasyalar, limon sarısı çiçekler açıyor; nazenin örümcek zambaklar beyaz kümeler halinde ovaları kaplıyor. Filler ve mandalar yükseklere, otların taze olduğu yerlere yayılıyor. İmpalalar yavruluyor ve zebralar minik taylarıyla ortaya çıkıyor... İlk yağmurun üzerinden henüz birkaç gün geçtiğinde küçük kara leylekler gökyüzünde beliriyor; havada binlerce kuştan oluşan daireler halinde dönüyorlar. Bazı Afrikalılar, güneye göç eden bu kuşların yağmur getirdiğine inanıyor. Gruplar halinde yere konuyor, başlarını durmaksızın indirip kaldırarak otlarda yayılan bir yangın gibi ilerliyor ve suyun getirdiği kurbağalarla böcekleri arıyorlar. Yeni bir mevsim başlıyor...