Günümüzde bile erkeğin on beş, yirmi yaşına kadar erkek olarak büyüdüğünü, fakat o yaştan sonra gövdesinde kimi değişikler olduğunu, cerrahi bir ameliyat sonucu cinsiyet değiştirerek kadın olduğunu, gazetelerde okuyoruz. Bunun tersi de, yani kadının durup dururken erkek olduğu da oluyor. Bu çeşit insanlar çoğunlukla hem erkek, hem kadın oluyorlar, ama cinsiyetlerden biri ötekine oranla çoğu kez zayıf kalıyor. Bu gibi insanlara Türkçe’de hünsa, Avrupa dillerinde hermaphrodite denilir .Hermaphrodite sözü Anadolu'da , Bodrum'a (Halikarnassos'a) değin bir efsaneden doğmadır. Bodrum'un hemen yanında, deniz kenarında eskiden Salmakis denilen, ama bugün Bardakçı diye anılan bir tatlı su kaynağı vardır. Bugün bile içecekleri suyun elden geldiğince kireçsiz olmasına özen gösteren Bodrum'lular sularını denizden kayıkla ve karadan eşekle bu bardakçı kaynağından getirir. Su, deniz kenarında denize iki adım kala bir kayadan denize akar. Bardakçı iki üç yüz metre genişliğinde bir plajdır. Bu plajın kara tarafı heybetli kayalar ve uçurumlarla çevrilidir.
Bugünkü plajın düzlüğünde vaktiyle Salmakis (Bardakçı) su kaynağı tarafından beslenen küçük bir göl varmış. Bu göle mersin ve yaban sakız ağaçları yeşil bir çelenk olurlarmış. Bu güzel gölde, adını gölden alan ya da adını göle vermiş olan Salmakis adında pek güzel bir göl perisi, yani Naiad yaşarmış. İşte Salmakis perisinin efsanesi çok ilkçağ, çok ortaçağ ve birçok modern çağ ozanlarına esin kaynağı oldu. Shakespeare, Venüs ile Adonis adındaki uzun şiirinde bu Salmakis efsanesinden esinlenmiştir. Mitolojiye göre nehirlerin ve göllerin sularını Naiad'lar, yani su perileri -ya da ruhları- yönetirlerdi. Bunların hepsinin genç ve güzel oldukları sanılırdı. Suların ruhu ve canı olan bu periler sözde, yalnız ozanlara ve sanatçılara görünürlerdi.
Gelelim Salmakis efsanesine: Küçük ve güzel Salmakis gölünün, bir çok değil ama biricik güzel su perisi vardı. Salmakis perisi Artemis'in perilerinden olmadığı için avcılık etmez, yani zavallı hayvancıkları öldürmezlerdi. Bundan dolayı da elinde ok ve yay taşımazlardı. Uzun saçlarını göl kenarında biten mersin ağacından yaptığı taraklarla tarardı. Saçlarını tararken onun küçücük gölden başka aynası yoktu. Hep göle dalar, yıkanır çıkar, kendi kendine türküler söyleyerek yamaçtaki dağ çiçeklerini toplar saçına, gerdanına takardı. Öyle ki suya daldığı zaman su olur erir, takındığı çiçeklerle dağda gezerken dağ yamacının ruhu olur, ağaçlara karışır, türküsü de rüzgarla salınan dalların yaprak fısıltısı olurdu. Bir gün Salmakis yine böyle çiçek toplarken göl kıyısına gelen güzel bir delikanlıyı gördü. Gönlü sevgiyle harladı. Saçlarını düzeltti ve acele yardımına koşmaları için bütün güzelliklerine ve büyülerine titreyen yürekle yalvarıp dualar ettikten sonra daha henüz çocukluk çağından çıkmış olan çekingen ve sıkılgan gencin yanına vardı. Ona, "Sen bir tanrı mısın bilmem. Eğer bir tanrıysan mutlaka sevgi tanrısı Eros'sundur. Hiç kuşku yok ki, seni dünyaya getirmiş olan anan senin gibi bir evlada sahip olmakla mutlu olmuştur, senin gibi bir kardeşi olduğu için kız kardeşin de, hele sana göğsünün sütünü emziren sütannen de pek mutlu olmuşlardır; ama gelin olarak sana varacak talihli kız annenden de kız kardeşinden de bin kez daha sevinecektir. Eğer böyle bir geline varmışsan gel benim mutluluğum hırsızlama ve çalınma bir zevk olsun" diye yalvardı. Ne var ki delikanlı o ana dek böyle şeyleri hiç aklından geçirmemişti. Gencin yanakları utançla kızardı, aptal oldu. Kıza çekilip gitmesini söyledi. Sarmakis korktu, çalıların ardına kaçıp gizlendi. Delikanlı kendini yalnız sandı. İlk önce ayağını suyun kenarında çalkaladı sonra soyundu, kollarını uzatıp avuçlarını kavuşturdu ve göle daldı. Sanki serin ve berrak billurda bir fildişi heykeldi. Delikanlının güzelliğinin büyüsüne kapılan perinin gözleri arzu ateşiyle yanıp çaktı.
Naiad yerinde duramadı "Zafer!" diye dört yanı çınlatan bir sevinç çığlığı saldı, giysilerini ivedi ivedi üstünden yırtıp attı. Kınından boşanan yalın bir kılıç kadar çıplak ve parlak gövdesiyle bir perende atarak kendi adını taşıyan kendi güzel gölüne fırladı, daldı ve çıplak delikanlıyı avı olarak sardı. Genç boşu boşuna kurtulmaya savaşıyordu. Peri ara sıra gençten bir öpücük çalıyordu. Nasıl bir yılan yumuşak büklümleriyle onu pençesinde tutan kartalı dolam üzerine dolam salarak sarmaya ve koynuna almaya çalışırsa, nasıl ki denizin dibinde bir ahtapot sekiz ayağıyla tuttuğu balığın her tarafını fırıl fırıl kavrarsa, Salmakis de genci öylece elleriyle, kolları ve bacaklarıyla tutup bağrına basıyor ve onu suyun daha daha derinine burgaç halinde çekiyordu. Salmakis hırsızlama bir öpücükten sonra gence, "Sen istediğin kadar çabala! Ben seni artık ele geçirdim, seni salıvermem! Artık benden ayrılamayacaksın!" diye haykırdı. . Sonra tanrılara dönerek, onlara "Ey Tanrılar, bu canımın canı genci nasıl sevdiğimi biliyorsunuz, size yalvarırım, ikimizi birbirimize kavuşturun!" diye yalvardı.
Salmakis'in yalvarışı öyle şiddetli ve içtenlikliydi ki, duası kabul olundu, hemen kız-erkek iki gövdeden bir gövde peyda oldu. Artık biri kız , biri erkek bir çift değillerdi; hem kız hem erkek aynı zamanda ne kız ne de erkek, bir tek gövde olmuşlardı. Bardakçı'da yani Salmakis'te biri Hermes'le öteki de Aphrodite'le ilgili -kesinlikle- yan yana duran iki tapınak varmış. Bu tapınakların birisinin kadın ya da erkek bir papazı, bir rahibesi, bir bekçisi orada hünsa oluverdiyse, Hermes ve Aphrodite adlarından Hermaphrodite sözü yakıştırılmış ve bu sözle de yukarıda anlattığımız Salmakis efsanesi yaratılmıştır.