Sonbahar selleri başlamıştı. Sarı Irmak'a yüzlerce küçük dere dökülüyordu. Kabaran karanlık sular iki kaya arasında ağır ağır ilerliyordu. Bir kıyıdan baksan, öbür kıyıdaki atla öküzü ayırt edemezdin. Irmak Tanrısı gururlandı: Sanki dünyadaki tüm güzellikler onundu şimdi. Irmak boyunca sularla birlikte aktı, Kuzey Denizi'ne vardı. Doğuya döndü yüzünü, ama suların sonunu göremedi! Arkasına baktı, Deniz Tanrısı'nı gördü. İçini çekti:
"Derler ki, yüz yol bilen, kendini dünyanın en akıllısı sanırmış, benim halim de buna benzedi. Gerçi insani büyüklüğe değer vermeyen insanlar gördüğüm olmuştu ama, bunların görüşlerine pek kulak asmamıştım. Ancak şimdi, sizin huzurunuza varınca anladım gerçek uçsuz bucaksızlık, bitmez tükenmezlik ne demekmiş! Sizin huzurunuza varmasaymışım, büyük sırrı bilen bilgelerin gözünde yaşamım boyunca gülünç oolacakmışım demek."
Deniz Tanrısı dedi ki: "Kuyu kurbağasına denizden söz edilmez: Onun aklı ancak kendi kuyusunun kenarına kadar erer. Tek-yaz kuşuna buzlardan söz edilemez: Onun aklı ancak kendi ömrünün sonuna kadar erer. İşin erbabı kişiye Te'den söz edilmez: Onun aklı ancak kendi uzmanlılığının sınırına kadar erer. Oysa sen bugün kendi sınırlarını aştın, uçsuz bucaksız denizi görünce kendi hiçliğini kavradın. Demek sana büyük düzenden söz edilebilir artık.
Dünyadaki bütün sular arasında denizden büyüğü yoktur. Başlangıcı bilinmeyen zamanlardan beri tüm seller ona akar: Yine de onun suyu çoğalmaz. Onun suları başlangıcı bilinmeyen zamanlardan beri We Lü kıyılarında kaynayıp buhar olur: Yine de onun suyu azalmaz. Ne ilkbahar, ne sonbahar değiştirebilir onu. Ne sel, ne kuraklık tanır o. Denizin derelerden ve ırmaklardan üstünlüğü buradadır işte.
Ama yine de büyük diyemem ben kendime. Çünkü yapımın Gök ve Yer'e oranını bilirim. Gücümün Yang ve Yin'den kaynaklandığını bilirim. Ben Gök ile Yer'in arasında bir çakıl taşından ya da bir ağaçtan farksızım. Sanır mısın ki Gök ve Yer'in arasındaki dört deniz, evrenin ana denizine göre küçük bir çukur ya da tümsekten fazla bir şeydir?
Tüm varlıktan söz ederken 'bin bir tür' deriz: Bu bin bir türden biri de insan. Bunlardan birini al: Dokuz ülkeye yayılan, tahıldan ekmek yapan, gemiler, arabalar yapıp gezen tüm insanlardan biri. Bu tek insanı o bin bir türle karşılaştırırsan, bir atın bir kılının ucundan fazla bir şey midir o? Ya dünya tarihinin büyük insanları, onların amaç ve kaygıları, bundan daha fazla bir şey midir? Böylelerinin kendilerini büyük sanmaları, senin biraz önce sularını uçsuz bucaksız sanmana benziyor."